10 Aralık 2009 Perşembe

şurdan bi kilo antideprasan!

"Aramızdaki sinir haplarını konu komşuya yutturmak için ne bekliyorsun?" der Küçük İskender..
Galiba sonunda hapı yutan ben oldum bu harpte..Sinir harpleriyle yenildim
hem de.Çoğu kez en yenilmez, en güçlü, en kararlı bilirken kendimi ben, sonunda bir kafenin önünden geçerken ağlama krizlerinde buldum kendimi..Murathan Mungan'ın dediği gibi; hayat bazılarına mutsuz olmakla duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır, daha fazlasını değil..Ben uzun zamandır ilkini tercih etmek zorunda bırakıldım.Hukukta bir kavram vardır; "yenilik doğuran haklar" adında.Seçimi yaptınız mı, hakkınızı kullandınız mı bir daha seçiminizi değiştiremezsiniz.Başka bir şansınız yoktur artık.Seçiminizin tüm sonuçlarına katlanma yükümü etrafınızı sarar, kralı gelse değiştiremez tabir-i caizse.Bu tercih hakkı da onlardan biri..

Az önce aldığım ilacın prospektüsünü okudum ağlayarak..Hem ağladım hem okudum.Okudukça ağladım, ağladıkça kendime sinirlendim.Kendini ne hâle getirdin bak, tanıyor musun sen bunları yapanı diye.Sen, eczaneye gidip önüne gelen, adını bildiğin herhangi bi antidepresanı alıp prospektüsünü ağlayarak okuyacak biri değildin!Manidar bir şekilde aldığınız ilacı kullanırken etrafınızdakiler dikkatli olsun, intihar riskini arttırabilir, maazallah kendinizi bir köprünün kenarında -yaşadığım şehre atıfta bulunarak- boğazın serin sularına bakarken görebilirsiniz! yazıyor.Ne komik değil mi?

Ne mutlu sana çocuk! Aramızdaki sinir haplarını konu komşuya yutturmak yerine bana yutturduğun için..İçin demişken; aklıma "çünkü"ler geliyor biliyor musun?Bizim çünkü'lerimiz.Senin "gitmem çünkü..." diye başlayıp, benim "çünkü dün akşam da bu sabah gibi.." diyerek devam ettirmem..Ve çünkü'lerle devam eden mutlu günlerimizin çünkü'süz bitmesi...Senin bitirmen, benim "ama neden?" diye sorgulayışlarım...



29 Ekim 2009 Perşembe

eşeğin aklına karpuz kabuğu...

"sana karpuz kabuklarından gemiler yaptım
kaşık alıp sıyırdın umutlarımı
kızamadım.."

21 Ekim 2009 Çarşamba

nefes&hayat

Annemi çok üzdüm galiba..Farkında olmadan kendi derdime düşüp onu da çektim bunalımlarımın, gel-gitlerimin arasına.Kontrollerinin pek parlak olmadığını öğrendim tesadüf üzerine..Ve bugün bana şunu söyledi; galiba öleceğim, şu ara çok düştün üstüme, bu kadar arayıp sormazdın beni, senin için çok üzülüyorum, lütfen eski Gamze ol artık.Elimden bir şey gelse canımı veririm senin için...O an dünyada en çok sevdiğim insanın hakikaten o olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.Hiç bir aşk, hiç bir sevgi annemin yerini tutamaz; bilirim ki, anne terk etmez, anne her şeye rağmen sever.. gibi bir dizi cümle geçirdim aklımdan.Sonra annemin olmayışını hayal ettim; dayanamadım ötesine...
Anne, biliyorum bu notu okuyabilsen ağlarsın.Senin görmediğin bir yere anlatıyorum o yüzden..
Lütfen beni bırakma olur mu?Seni dünyadaki herkesten çok seviyorum.Babam gitti; ama lütfen sen de bırakıp gitme...

16 Ekim 2009 Cuma

Hayat

Kalabalığa karışmaya karar verdim bugün.. Son günlerde pek bi düzensiz yaşıyordum.Ayarım bozulmuştu işin açık tarafı..Ya çok geç saatlerde yatıp doğru düzgün uyumadan sabah işe gidiyordum, ya da işten geldiğim gibi pijamalarımı giyip eve kilitlenmişcesine saat 8'de yatağa girip sabah 6'ya kadar uyuyordum..
Pek bi hâlsiz düştüm son zamanlarda, hızla verilmiş 4-5 kilo, halk arasında iyi kolesterol diye bilinen değerin sınırına gelip kalbi tekletme korkusu, kemoterapi görürcesine saç dökülmesi filan derken, işe, gidip saçlarımı kısacık kestirerek başladım.Bazen gözüm alışmıyor gibi ama, bazen de hep böyle görünüyormuşum gibi oluyor.Çözemedim..İlk başlarda kendimi eve kapatıp kimseyle görüşmeyerek klasik ayrılık sendromlarını geçirmeye çalıştım.Olmadı...Sonra sık sık annemin yanına gitmek çözüm gibi geldi, o da olmadı..Gitmeyeyim telefonda konuşalım dedim, Turkcelle aldığım maaşın -abartmıyorum- hepsini vermek pek mantıklı gelmedi ama idare ediyoruz..(yarım saat az konuşmaya başlamışım, sevindirici:P)
Bünyem bu tür radikal değişikliklere -yeni sevgili,ayrılık,ayrılık sonrası,tekrar yeni sevgili filan- alışkın olmadığı için ayrılık sonrası gösterdiğim reaksiyonlarla da hayatımda ilk kez karşılaşıyorum.Ha bu reaksiyonların çoğu benim karakterime ters, o da ayrı bi çelişki..
Kalabalığa karışmakta buldum çözümü.Ama her türlü kalabalık değil, sakin kalabalık olmalı benimkisi..Küçük bir ilçede memur hayatı yaşayan insanların kalabalığından bahsediyorum.Ve sanırım aklımda hiç olmayan bi ihtimali düşünmeye başladım.Mezun olunca gitmek..Geldiğim yere değil ama, başka bir yere, mümkünse -şanslıysam- ege tarafında bir yere..
Hayatın ne zaman ne getireceği belli olmaz plan yapma derlerdi, ki haklıymışlar, benim planlarımda hiç olmayan şeyler başıma geldi..Bi ara ciddi ciddi evlenip çocuk doğurmayı filan düşündüm, İstanbul'da kalıp kariyer zirvesi yapmayı planlarken..Olmadı, şimdi de başka bi yola çıkıyoruz işte!Hani demiş ya Aruoba;

bir yerden bıkıp, yeni yola çıkan kişi,
çıktığı yolun hiç de yepyeni bir yol olmayabileceğini;daha önce zaten yürünmüş
bir yol olabileceğini de hesaba katmak
zorundadır:mutlak yeni yol yoktur:
ama, yola çıkacak kişi açısından, yeni yol
-çoktur...


velhasıl kelam, belki çok yürünmüştür çıkacağım yol, ama en azından benim için yeni..nefes biterse, hayat devam eder(!)...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Nefes..

Sadece yanımda nefes aldığını bileyim, beni inandırmıştın, sen de bana inan bu sefer, ben inanıyorum yürüyeceğine dedim.Sıkıntılı bir ses tonuyla inanmıyorum, olmaz, yapamam, kendime de bize de inanmıyorum artık dedi..Kendine, artık sevmiyorum diyebiliyor musun? dedim..Diyebiliyorum, dedi.İnanmıyorum, sırf söylemek zorunda olduğun için söylüyorsun dedim.Hayır, dedi..Peki, o zaman, canın sağolsun; ama ben seni çok seviyorum dedim.İyi geceler dedim, o da aynısını söyledi..
Telefonu kapadım, ağlayıp durdum sonra...


Bir gün sonra..

Keşke geçen tüm akşamların bundan sonraki bütün sabahlar gibi olduğuna inandırabilseydim seni..

Kayahan-Seni Seviyorum, "çünkü dün akşam da bu sabah gibi"

İki gün sonra..

Üsküdar-Eminönü vapuruna bindim.Bir önceki gece lodos vardı, hava güzeldi ama rüzgârlıydı yine de..Üşümeme rağmen açık kısma oturdum.O zaman nefes aldığımı hissedebiliyorum zira.
Kulağımda Rumeli Havası çalıyor Sezen Aksu'dan, sabaha doğru üçte kısmında gözlerim doluyor, sonra çok zaman oldu siz evliydiniz ben kaldım hâlâ o yüreğimin vurgun yediği terk edilişte kısmında içime bir şeyler saplanıyor, geleceğimi görüyor gibi oluyordum..Eminönü'nde balıkçıların oradan geçtim, yürüdüm, etrafa bakındım..İstanbul'a baktım sonra, yok ben bir daha gelmem buraya dedim.Derin bir nefes almaya çalıştım.Bir iç geçirdim neredeeen nereye diye..sonra gitmeye karar verdim bir daha dönmemek üzere......