İnsanın hayatında belli başlı yol ayrımları oluyormuş;
hayatının en büyük hatalarını yaptığı, en yanlış kararlarını verdiği, en çok
can yaktığı, canının en çok yandığı zamanları.. kimini on yedisinde, kimini
yirmi ikisinde, kimini otuz beşinde, kimini kırk üçünde yakalıyormuş;
"boşluğuna" denk geldiğini söylüyormuş başına gelenler.. Fark eder
mi? o yanlışın vicdan azabını 3-5 sene değil ömrün boyunca çekiyormuşsun
mesela.. Hatayı ne kadar geç yaparsan o kadar iyi..azabının süresi böylelikle
daha da kısalıyor.. Tek bir dezavantajı varmış; o da, "o an"a kadar
olan tüm doğruların tek yanlışınla siliniyormuş.. Yani, bir taraftan gençken
yaptığın bir hatanın vicdan azabını ömrünün sonuna kadar çekerken, diğer
taraftan, ilerleyen zamanlarda yaptığın hatanın bedelini tüm doğrularınla
ödediğinde tekrar baştan başlama kudretini
-esasen lüksünü- kendinde bulamayışın da azap oluyormuş.. "Keşke olduğu gibi kalsaydı" serzenişlerinden
uyuyamıyormuşsun geceleri.. her ikisi de zormuş vesselam..
öyle söylüyor geçenlerde tanıdığım genç bir bayan..
Yakınlarımda bir yerlerde olmasına rağmen, bu zamana kadar karşılaşmayışımızın
sebebini sorguluyorum; kendime soruyorum, ona soruyorum, ikimiz de cevap
veremiyoruz. Ta ki, bir yaz gecesi her sıkıldığımda sabahın gelişini beklediğim,
ama uzun zamandır gitmediğim "tepe"ye gittiğimde -saat 02:00yi
geçiyordu sanıyorum- onunla karşılaşana kadar.. O kadar tuhaf ki, sanıyorum,
dünya üzerinde birbirine ne kadar zıt şey varsa yalnız iki varlıkla
tanımlanacak, o iki varlık herhalde ikimiz olurduk..
"O an bir yıldız
kaysaydı, tek bir şey dilerdim herhalde...Zaman dursa, olduğumuz yer ağaçlı
dümdüz bir yol olsa, gözümü bir açsam, orada olsam, kim olduğumu, adımı, nerede
yaşadığımı, ne yaptığımı hiç hatırlamasam, yürüsem, arkama hiç bakmasam,
acıkmasam, susamasam, konuşmasam, yorulmasam, ummasam, umursamamam, bilmediğim
o ağaçlı yolda ilerleyip gitsem; geri dönme telaşı olmadan..."
* Bitirirken Göksel Baktagir - Yalnız Sen çalıyordu